Mısır’ın 10 Muhteşem Bilinmeyen Sır Gibi Keşfi (Türkçe Dublaj Full HD)

Mısır’ın 10 Muhteşem Bilinmeyen Sır Gibi Keşfi

Mısır eski dünyanın en büyük medeniyetlerinden biridir. Bilim adamları özellikle son iki yüz yılda Mısır’da ortaya inanılmaz buluşlar ve sırlar ortaya çıkardı. Bu buluşları ve sırları teknoloji yardımıyla tekrar gözden geçiriyoruz. Bilim insanları bir araya gelerek Mısır’ın en büyük on sırrını ilk kez açıklıyor. Belgeselde izleyeceğimiz on büyük buluşun her biri tek başına birer hazinedir ama aslında birer hazineden de fazladır.

Dünyanın görmüş olduğu en olağanüstü medeniyetlerinden biri olan Mısır Uygarlığını anlayabilmenin de anahtarıdır aynı zamanda. Tarihte hiçbir toplum yoktur ki kendine ait bir cenaze seremonisi yapmış olmasın. Bu seremonilerden birisi de, dünyada birçok medeniyette yapılmış olmasına rağmen daha çok Antik Mısır ile özdeşleşmiş olan, mumyalama işlemidir. Eski Mısır’da, mumyalama geleneği daha geçmiş bir tarihe uzanan bir dini ritüel olsa da en gelişkin haline Yeni Krallık Dönemi’nde(M.Ö.1549-1069) ulaşmıştır.

Günümüze kadar birçok insan mumyası ulaşmış olsa da Mısırlılar sadece insanları değil, kedi ve köpek gibi hayvanları da mumyaladılar. Mısır’ın dini literatüründe öte dünya inancı oldukça önemli bir yer kaplıyordu. Bu yüzden bedenin tam bir şekilde korunması önemliydi. Hatta herhangi bir uzvu eksik olan kişilere, mumyalanırken öte dünyada zorluk çekmemesi için tahtadan yapılma protezler takılırdı.

Yeni Krallık Tekniği Daha önce bahsettiğimiz gibi Yeni Krallık Dönemi hem Mısır’ın gelişimi, hem de mumyalama işlemi açısından oldukça önemlidir. Bu dönemden sonra mumyalamanın kalite standartları düştü ve mumyalama işlemi Ptolemaioslar dönemine kadar devam etti. Bir cesedi, belirli aşamalardan geçirerek, mumya haline getirme işlemi yaklaşık 70 gün sürüyordu. Başlangıçta, ölen kişinin cesedi 3 gün bekletilirdi.

Daha sonra vücut potasyuma batırılırdı ve bir hafta geçmesi beklenirdi. Bir haftadan sonra organların vücuttan çıkarılma işlemine başlanırdı. İlk olarak beyne, burun deliğinden bir metal çubuk sokuluyor ve beynin burundan akıtılması sağlanıyordu. Bağırsak, akciğer ve mide ise çıkarılan diğer organlar arasındaydı. Bunun için vücudun sol tarafında bir delik açılıyordu. Mısır’da kalbin öte dünyada yargılama işleminde kullanılacağına inanılıyordu.

Mumyalama

Bu yüzden kalp çoğu zaman çıkarılmazdı. Kalp çıkarılsa bile ayrıca mumyalanıp geri yerleştirildi. Çıkarılan iç organlar dört adet çömleğe konuluyordu. Bu çömlekler kaponik olarak bilinir. En soldaki çömlek Duamutef adında bir çakalın tasviridir. Bu kaba mide konurdu. İkinci sıradaki silüet ise bir insan olan, İmseti’ye aittir. Bu kaba karaciğer konurdu. Sağdan ikinci olan, Kebehsenuef adındaki şahinin tasviridir. Bu kaba bağırsaklar yerleştirilirdi. En sağdaki ise Hapi adındaki bir babuna aittir. Bu kaba da ölünün akciğerleri konurdu. Organları çıkarılan ceset, mumyacılar tarafından nemi de emen koruyucu bir madde olan natron tuzuyla kaplanırdı. Bu tuzun içinde bekleyen ceset 40 gün sonra kururdu.

Kuruyan ceset, daha sonra Nil Deltası’na götürülür ve suya batırılırdı.Vücudun tamamen kurumaktansa esnek kalması yerine yağlar kullanılırdı. Daha sonra, vücudun şeklini koruması için yağa ve reçineye batırılan talaş,saman gibi maddeler vücuda yerleştiriliyordu. Maddeler doldurulduktan sonra vücuttaki delik palmiye ipliğiyle dikiliyor ve sargı işlemine geçiliyordu. Sargı işlemi sırasında, kişiyi öte dünyada koruyacak eşyalar ve değerli mücevherler, her sargı katmanında aralara yerleştiriliyordu. Ayrıca, her kata reçine ve güzel koku sürülüyordu. Sarılma aşamasında kullanılan yağ ve reçineler yoğunlaşarak, neredeyse katran kıvamına geliyordu. Bu maddeye bölgede zift anlamına gelen “mumiya” adı veriliyordu.

Mumya ismi de buradan gelir. Son olarak mumyanın başına, Mumyalama Tanrısı olarak bilinen Anubis’in maskesini takan bir görevli tarafından, bir maske yerleştiriliyordu. En son olarak, baş mumyacı ölünün etrafında dualar okuyordu. Mumya böylece tabuta koymaya hazır hale geliyordu. Mısır’da zengin olan herkes mumyasını bir tabuta koydurabilirdi. Eski ve Orta Krallık dönemlerinde tabutlar dikdörtgen biçimindeydi. Tabutlar parlak renklere boyanıyordu. Ölünün başının bulunduğu yere “udjat” adı verilen bir göz yerleştiriliyordu. Böylece, ölünün etrafı görebileceği düşünülüyordu. Orta Krallık Dönemi’nde bu göz konmamaya başladı. Artık ölünün idealize edilmiş bir portresi tabut üzerine yapılıyordu.

Yorumlarda HTML etiketlerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>