Avcılar, Hayvan İç Güdüleri BBC – Vahşi Doğa 1

Avcılar, Hayvan İç Güdüleri BBC

Avcılar, Hayvan İç Güdüleri

Doğal yaşam sakinlerinin insanları büyüleyen,gizemli dünyasını keşfedecek ve hayvanların hiç bilmediğiniz ilginç davranışlarına şahit olacaksınız.Büyülü bir krallığın kapılarını aralamaya hazır olun.

İçgüdü Nedir?

İçgüdü (Instinct ya da Innate Behavior), tanımı gereği bir canlının bir davranışı göstermeye meyilliliğidir. İçgüdü, çoğu insan tarafından hala Orta Çağ’dan kalma tanımıyla bilinir: “insan dışı hayvanların otomatik davranışları”. Bu kesinlikle yanlıştır. Bu tanımın ruh kavramı ile ilişkisini ve yanlışlığını yukarıda açıklamıştık. İçgüdü kavramından anlamamız gereken, bu kavramın bir canlının bir durum karşısında “davranışlar repertuvarı” içerisinden belirli bir davranışa meyillilik miktarıdır. Bunu anlamak, hayvan davranışlarını anlamak açısından çok önemlidir.

 

Hayvanlar, davranış repertuvarı olarak adlandırdığımız bir çatı altında topladığımız ve ömürleri boyunca çeşitli şekillerde edindikleri nice davranışa sahiptirler. Bu davranışların bir kısmı genetik kökenlidir. Bir kısmı ise, doğumdan sonra, hayvanın yaşamı boyunca öğrenim yoluyla edindiği davranışlardır. Genetik, öğrenimi de belirli bir düzeyde etkiler, ancak çevresel etmenler, öğrenim üzerinde en etkili olan faktörlerdir.

 

Yani bu durumu özetleyecek olursak: bir hayvan doğduğunda, genetik yollarla edindiği bazı davranışlara sahiptir. Bu davranışların repertuvarına bilimde tür hafızası (species memory) denir. Bu hafıza, bildiğimiz anlamıyla bir düşünsel hafıza değil, genetik materyal üzerinde saklanan, biyokimyasal bir hafızadır ve bildiğimiz Evrim Mekanizmaları etkisi altında, her genetik özellik gibi Evrim’e tabidir.

 

Bu noktayı anlayabilmek için, davranışların nörobiyolojik (biyolojik varlıkların sinir sistemiyle olan ilişkilerini inceleyen bilim dalı) kökenlerini anlamak gerekmektedir.

Davranışların Nörobiyolojik Kökenleri

 

Pek çok yazımızda, en karmaşık canlıların bile kökenlerinin “cansız” olarak nitelediğimiz biyokimyasal tepkimelere dayandığını açıklamış ve canlılar ile cansızlar arasında milyarlarca yıl öncesinden başlayıp günümüze kadar gelen kimyasal evrim farkı haricinde hiçbir fark olmadığını net bir şekilde ortaya koymuştuk. Bu gerçek, davranış biliminde de aynen karşımıza çıkmaktadır.

Davranışlarımızın tümü, beynimizde gerçekleşen hızlı veya yavaş, farklı yüzbinlerce biyokimyasal tepkimeye ve onların milyonlarca farklı kombinasyonla tanımlanabilen sonuçlarına göre belirlenmektedir. Dolayısıyla beynimizdeki biyokimyasal tepkimeleri etkileyen en ufak faktörden, en büyük faktöre kadar her şey, davranışlarımızı da etkilemektedir. İnsanların “ruh hali” olarak tanımladıkları psikolojik durumları, işte bu yüzden sürekli değişmektedir. Bu değişimler çoğu zaman kişi tarafından hissedilmese de, kimi durumda çok ciddi farklılıklara, hatta sorunlar ve hastalıklar boyutundaki farklılıklara sebep olabilmektedir.

Modern Bilim, davranışların her tipinin beyinde bir karşılığı olduğunu keşfetmeye doğru adım adım ilerlemektedir. Şimdiye kadar biyokimyasal olarak açıklanamayan tek bir duyguya, düşünceye ve hisse rastlanmamış, dolayısıyla gösterebildiğimiz veya gösteremediğimiz davranışların tamamının beyinde bir yerlerdeki değişimin sonucu olduğu gösterilmiştir.

Kaynağı Nedir?

Beynimiz, fiziksel ve kimyasal etkilerin altında sürekli olarak biyokimyasal değişimlere uğrayan dev bir tepkime odası gibidir. Bu tepkimelerin kaotik olmama sebebi, her nöronun Evrimsel süreçte belirli özelliklere sahip olacak şekilde özelleşmiş olmasındandır. Ancak beynimizde o kadar sık hata meydana gelir ki, pek çok insanda sinirsel hastalıklara veya psikolojik sorunlara rastlanmakta, hasta olmayan insanlar bile bir anda bu tip hastalıklara yakalanabilmektedir. Bunun sebeplerinden biri dış etmenlerken (virüsler, travmalar, bakteriler gibi), bir kısmı beynimizin tam olarak seçilim mekanizmalarının eleyici etkisine tabi olmadan, Evrim’in etkilerini kırabilecek kadar gelişmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Bu, şu demektir: İnsan türünün evrimi süresince beyni büyümüş, bir noktada belki daha fazla seçilimle, daha dengeli bir beyin yapısına sahip olabilecekken, algısal yeteneklerimizin Evrim’i kontrol altına alabilecek kadar gelişmesi sonucu bu eleme mekanizmalarını atlatabilmişizdir. Bunun sonucunda beynimiz yüzbinlerce hastalığa yakalanabilmekte, bu hastalıklar her zaman fiziksel sonuçlar yaratmasa da, hayvanın davranışlarını değiştirebilmektedir.

Söz konusu biyokimyasal tepkimeler olduğunda, elbette işin içerisine proteinler ve enzimler girecektir. Çünkü pek çok tepkime enzimlerin etkisiyle gerçekleşmektedir. Bu da, tepkime açısından geriye gidildiğinde, genetik materyalin işin içerisine dahil olması demektir. Çünkü enzimlerin tamamına yakını DNA üzerinde kodlanmaktadır. DNA üzerindeki değişimler enzimleri, dolayısıyla tepkimelerin doğasını değiştirebilmektedir. Bu yüzden enzimler, dolaylı yoldan da olsa DNA’nın tabi olduğu tüm Evrimsel değişimlere tabidir.

 

Bir canlının bünyesinde meydana gelen bütün biyokimyasal tepkimeler, çevresel etmenlerden etkilenmektedir. Bu, beklendik şekillerde olabileceği gibi, beklenmedik şekillerde de olabilir. Örneğin kimi biyokimyasal tepkime, ancak belirli kimyasalların ortamda bulunduğu zaman gerçekleşebilmektedir (DNA’nın bölünmeye başlamasına yarayan enzimlerin çalışması ya da “operon” dediğimiz bazı gen bölgeleri gibi). Dolayısıyla bu kimyasalın ortamdaki varlığı, beklendik bir durumdur. Ancak çoğu zaman, dış etmenler de biyokimyasal tepkimelerin doğasını etkileyebilmektedir. Örneğin genlerde yapılan hatalar (sebebi her ne olursa olsun), beklenmedik sonuçlar yaratabilir. Veya hücrenin içerisine gerekmediği halde alınan maddeler (nikotin, kafein, uyuşturucular gibi bilinçli şekilde alınan kimyasallar veya tamamen alakasız, bazı başka tepkimelerin yan ürünleri olan kimyasallar), beklenmedik etkilerdir ve beklenmedik, kimi zaman da istenmeyen sonuçlar doğurabilirler. Örneğin günlük yaşantısında genellikle akşam 11’de uyuyan bir insan, uyumak istemediği için kahve içtiğinde, kahve içerisinde bulunan kafein merkezi sinir sisteminin nöronlarını uyararak uyanıklık hali sağlarlar. Bu, insanın istediği, ancak hücrelerin beklemediği bir durumdur. Çünkü günlük saatimizi takip eden epifiz bezi, normal uyku vaktinin yaklaşmasıyla vücudu uyumaya hazırlar ve bu hazırlık içerisinde kesinlikle “vücudu uyanık tutan kimyasallar salgılamak” yoktur.

Davranışlarımız da, beynimizin farklı kimyasallara verdiği cevaplar sonucunda oluşmaktadır. Dediğimiz gibi beyinde sayısız biyokimyasal tepkime her an olmaktadır ve bunların ürettikleri kimyasallar, bizim davranışlarımızı doğrudan etkilemektedir. Çünkü en nihayetinde “davranış” dediğimiz olgu, olaylara verdiğimiz tepkilerden ibarettir. Yani duyu organlarından gelen bilgiler, beyinde bazı tepkimeleri tetikler ve bunun sonucunda, olaylara bazı tepkiler veririz. İşte biz buna “davranış” diyoruz.

Beyindeki biyokimyasal tepkimelerin etkilenmesi, davranışlarımızın da doğrudan değişmesine sebep olmaktadır. Bu yüzden davranışların kökenleri doğaüstünde değil, beyinde ve beyindeki tepkimelerde aranmalıdır. Daha önce de açıkladığımız gibi, bilim insanlarının özverili çabaları sayesinde davranışlarımızın birçoğunun biyokimyasal ve nörobiyolojik kökenleri tespit edilebilmiştir.

Tür Hafızası Ne Demektir? 

Bir örnekle bu kısmı kapatalım: Eve normal bir şekilde geldiğinizde, içerideki herkesin ağladığını gördüğünüz anda, gözünüzden beyninize giden elektrokimyasal sinyaller anında beyni uyararak adrenalin salgılamanıza neden olur. Çünkü önceki deneyimlerinizden ötürü bilirsiniz ki insanların ağlaması, hele ki toplu ağlamalar olumsuz bir durumun habercisidir ve muhtemelen tehlike arz etmektedir. Bu olayı incelediğimizde, gözden gelen bilgilerin beyindeki farklı biyokimyasal tepkimeleri tetiklemesinin davranışlarımızı bir anda değiştirdiğini görebiliriz. Çünkü zaten davranışlar, “beynin tepkileri” olarak görülmelidir ve bu tepkiler en nihayetinde biyokimyasal tepkimelere dayandığına göre, bu tepkimeleri etkileyen her uyaran (gözden gelen bilgi gibi), davranışları etkileyecektir. Daha sonra, ağlayan kişilerle konuşmanız sonucunda çok sevdiğiniz bir akrabanızın öldüğünü duymanız, yani kulağınızdan gelen bilgilerin beyin tarafından değerlendirilip, değerlendirme sonucuna göre bir tepki verilmesi, davranışlarınızın farklı bir yönde gelişmesine sebep olacaktır. Yani akrabanızın ölümünü duymanızla birlikte, beyninizde korku, üzüntü ve strese sebep olacak kimyasallar üretilecektir. Çünkü beyin, dış etmenlere karşı kendini korumaya çalışır. Duyduğunuz olumsuz bir haber, sizin beyninizi doğrudan etkileyecek ve bu etki beyin tarafından dengelemeye çalışılacaktır. Yani beyin, hem etkilenen, hem etkileyen organdır.

Bunun anlaşılması ilk başta biraz zor olsa da, üzerinde biraz düşünüldüğünde ve bunca zamandır aktardığımız bilgiler göz önünde bulundurulduğunda, büyük resim görülebilecektir: Zaten bizim bilincimiz, zekamız, duygularımız ve düşüncelerimiz beynimizden ve onun gelişmişlik miktarından kaynaklanmaktadır. Bunlar, genel olarak bizim “tepki kaynakları” olarak görebileceğimiz kavramlardır. Madalyonun öteki yüzünde ise beynimiz bu defa duyu organlarımız ve günlük faaliyetlerimizin değerlendirilmesinden sorumludur. Bunlar ise genel olarak bizim “bilgi kaynakları” olarak görebileceğimiz kavramlardır. Yani beyin, hem bilgiyi alan, hem de bilgiye cevap veren bir organdır. Bunu, elektronik devrelerdeki mikroişlemcilere benzetebilirsiniz. Bilgiyi alır ve bilgiye cevap verir. Mikroişlemciler insan tarafından kodlanır ve ona göre hareket eder. Canlıların mikroişlemcisi olan beynin tepkileri ise, genetik materyal tarafından belirlenir ve milyarlarca yıllık evrim süreci sonucu oluşmuştur.

Kısaca, beyindeki her biyokimyasal tepkime ve bu tepkimeye sebep olan enzim, DNA tarafından kodlanır ve üretilir. Dolayısıyla DNA’dan üretim sırasında oluşabilecek hatalar ve değişimler, enzimin yapısını değiştirecek, dolayısıyla biyokimyasal tepkimenin doğasının farklı olmasına sebep olacaktır. Bunun haricinde, enzim üretildikten sonra çalışacağı ortamdaki dış etmenler kaynaklı farklılıklar, biyokimyasal tepkimelerin farklı olmasına sebep olabilecek, bu da yine tepkimelerin sonuçlarının, dolayısıyla davranışların farklı gelişmesine sebep olacaktır. İşte bu, davranışlarımızın nörobiyolojik yapısına ışık tutmaktadır.

Yorumlarda HTML etiketlerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>